Üniversiteler toplumsal sorunları önceden kestiremiyorsa…

Nereden bakarsak bakalım, lise-vari ders yükleme metoduna (!) üniversite diyeceksek, yeni sürpriz patolojiler karşısında şaşırmaya gerek yok. Kervan yolda düzülür mantığı üniversitelerimizin ve toplumsal sorunlarımızın da azığı ise, yolda her şey olabilir düşüncesini kabullenmek zorundayız. Kuşkusuz keşif ve icatlar için sürprizler doğaldır, ancak anlama ve anlamlandırma rafa kalkmayacaksa, önceden kestirebilmek de bilimin gücü olmalı…

25.08.2016 09:28
Aliye-Çınar Köysüren

askysrn@serbestiyet.com

 

Üniversitelerin şüphesiz çok boyutlu işlevi var ancak genel olarak yüksek öğretim kurumlarına üniversite der geçeriz.  Bu kurumların üzerinde durmamız gereken, öylesine es geçemeyeceğimiz fonksiyonlarından biri de, bilimsel keşif veya toplumsal örüntüyü anlama ve anlamlandırma olayıdır. Bilhassa toplumsal sorunları anlamaya odaklanan disiplinlerden, ön bilgi vermesi, olan ya da olmakta olan meselelere bir tür projeksiyon tutarak tehlikelerin/avantajların envanterini yapması beklenir. Öyle ya sadece geçmişle ilgilenmek yetmez, amaç geleceği de kotarmaktır bir ölçüde, belki de sadece bunun için geçmişle ilgilenilir veya sosyal teori üretilir.

 

Ülkemizde son yaşadığımız darbe girişimi, siyasi bir durumdan kopuk olmayan toplumsal bir dramın neticesidir. Bu olay vuku bulmadan, sorunla ilgili sosyal bilim disiplinleri `neden ilgilenmemiş?` sormak boynumuzun borcu. İlkin, din görünümlü bir yapının girişimi ve iflası söz konusu. Ancak iflastan önce devlete sızma değil; neredeyse devletin elini kolunu bağlaya-yazmış bir oluşum var karşımızda. Su halde ilkin ilahiyat, sosyoloji ve siyaset bilimi alanlarının kulaklarını çekelim: Kuskusuz bunları besleyen sorunlara ortak cevap arayacak yan disiplinler de var. Lakin biz üçü üzerinden bir analiz yapmayı deneyelim…

 

Öncelikle ilahiyat fakültelerini sorgulayalım. Çünkü ortada din kisvesi adı altında pek çok dolap dönerken, bu planları boşa çıkarmak bu fakültelerin görevi değil midir? En basitinden bir zamanlar moda olan ancak gerçek din dahası İslam ile ilgisi olmayan `dinler arası diyalogun` maskesini indirmek ilahiyat fakültelerinin değil de, astronomi bölümlerinin mi göreviydi? Abant toplantılarına katılmak için sıra beklemek yerine, bu kumpasın isleyişini akademik bir teoriyle çökertmek, cerahati sökün ettirmek, kanımca İlahiyat fakültelerinin çalışma alanıydı (!)  Madem ki üniversitelerde yuvalanan bir oluşum var, kendilerini haklı çıkarmak adına sözde hizmet tezlerinin, gerçek tez olmadığını ortada bir entrika döndüğünü, simdi değil de, zamanında ihbar etmek,  tarım ve orman bakanlığının mı çalışma alanıydı? Tam da burada Diyanet İşleri Başkanlığının da batıl olan bir işleyişi açık etmesi beklenirdi. Çünkü görevlerinin yarısını maskeli olsa da söz konusu örgüt yürüttü. 

 

Sosyoloji bölümleri, cemaat ve grup yapısını ya da dinamiğini araştırmadan toplumun mekanizmasını nasıl algılayabilir? Sosyal teoriler bunları açıklamak için var değil mi? Sadece teorik bilgi aktarımıysa  amaç, fazla söze hacet yok.

 

Sekülerizm dozajının fazlalığından olmalı ki, din ile dolaylı veya doğrudan çalışmaların bütün yolları laiklik ve sekülerizasyon teorisine çıkmıştır. Tam da bu yan yolların birinde cemaatimsi örgütlere nasıl tesadüf edilmez? Bunca anket vs. acaba sadece masa başında mı hazırlandı? Ya da dinle kavgalı olunca, yabani bir din tohumunun hiç mi semtine gidilmek istenmedi? Eğer böyleyse, toplumun yarısından çoğunu, muhafazakar tabanı görmezden gelen sosyoloji, toplumu nasıl anlayacak ve nasıl öndeyilerde bulunup sosyal teoriler üretecek? Tersinden okursak, toplumu anlayıp genel geçer teori kodlayacak?

 

Yine bu gruplardaki kişilik yapısının ipini pazara sosyal psikoloji bölümleri çıkarmayacak da, AVM`lerde çalışan kasiyerler mi ifşa edecek?

 

Gelelim siyaset bilimine... Adı üstünde Paralel devlet yapılanmasıysa, örgütün diğer namı, politik bilim tam olarak maskeli durum olan siyaseti araştırmaksa, hem siyaseti, hem de devlete sızan bunca oluşumu neden ifşa edemedi? Özel olarak partilerden tutalım, demokrasinin işleyişi, ülkenin yerel sorunları darbe arkeolojisini siyaset bilimi sorgulamayacaksa, zooloji veya ziraat fakültesi mi bu işle meşgul olacak? Yoksa kahvehanelerdeki koyu siyaset demlenmelerine mi kulak verelim?

 

Hem Türkiye hem de dünyayı yakından ilgilendiren bu karmaşık ve sır yapıların MİT vs. ile alakasını dahası bürokrasinin anlamını da bu örgüt üzerinden pekâlâ araştırabilirdik? Tam da bu işlemler sırasında beklenmedik başka sorun ve cevaplara da rast gelebilirdik.

 

Bu üç fakülte örneği üzerindeki sorgulamalar gösteriyor ki, ya üniversitelerimiz yeterince özerk değil, ya da gerekli ve beklenen sorgulamayı yapacak liyakatten yoksun. Nereden bakarsak bakalım, lise-vari ders yükleme metoduna (!) üniversite diyeceksek, yeni sürpriz patolojiler karşısında şaşırmaya gerek yok. Kervan yolda düzülür mantığı üniversitelerimizin ve toplumsal sorunlarımızın da azığı ise, yolda her şey olabilir düşüncesini kabullenmek zorundayız. Kuşkusuz keşif ve icatlar için sürprizler doğaldır, ancak anlama ve anlamlandırma rafa kalkmayacaksa, önceden kestirebilmek de bilimin gücü olmalı…

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(2)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

Bedreddin Ozgunes26.08.2016 04:49:03
evet üniversiteler kendilerini öz eleştiriden geçirmeli.
aa19.11.2016 02:13:22
Universiteler siyasettten bagimsiz olmak zorunda.