Korsika daha çok özerklik peşinde

İspanya’da Katalunya’nın tek yanlı bağımsızlığının yol açtığı kriz Korsikalı seçmene de yansımış durumda. Per a Corsica ittifakında azınlıkta da olsa bağımsızlıkçıların da olması doğal olarak Katalan sorununu akla getiriyor.

24.11.2017 08:48
Akın-Özçer

akinozcer@outlook.com

 

Korsika’da önümüzdeki 3 ve 10 Aralık’ta iki turlu teritoryal seçimler var. Bu seçimler, Korsika’nın anayasanın 72. maddesi çerçevesinde, 1 Ocak itibariyle geçeceği “tek teritoryal topluluk” (Collectivité territoriale unique) statüsü uyarınca yapılıyor. 2011’de Mayotte ve 2015’de Guyana ve Martinique gibi Fransa’nın denizaşırı bölgelerinin sahip olduğu bu statü Korsika ile ilk kez metropolde de hayata geçecek.

 

İdaresi 1768 yılında Fransa’ya geçmiş olan Korsika adası, idari olarak, önce metropole bağlı bir departman (vilayet), sonra iki departmandan oluşan bir bölge (région) olmuş, 1982 yılında çıkarılan desantralizasyon yasalarıyla özel bir statüye kavuşmuştu. Bu statü Korsika’nın, diğer bölgelerden farklı olarak, Bölge Konseyi (Conseil régional) yerine doğrudan halk tarafından seçilen bir Meclis’e (Assemblée) sahip olmasını ve kültür, bölgesel kalkınma, çevre ve ulaşım alanlarında ekstra yetkilerle donatılmasını sağlamıştı.

 

Korsika, 1991’de bu defa Pasifik’teki Polinezya Adaları’na uygulanana benzer “teritoryal topluluk” statüsüne (Statut Joxe) sahip oldu. İzleyen yıllarda çıkarılan yasalarla Ada’ya özel bir mali statü de tanındı. 7 Ağustos 2015 tarihli “Cumhuriyet’in yeni teritoryal organizasyonu hakkındaki Yasa” ise Korsika’nın yukarıda sözünü ettiğim statüye geçmesini resmileştirdi. İspanya’da 78 anayasasının özerk topluluklara tanıdığı kadar geniş yetkilerle donatılmamış olsa da yılbaşında yürürlüğe girecek olan “tek teritoryal topluluk” statüsüyle Korsika’ya tanınan özerkliğin, merkeziyetçi Fransa için yerelleşme yolunda atılmış oldukça ileri bir adım olduğunu kabul etmek gerekir.

 

Daha çok özerklik talebi  

 

Korsika’da iki yıl önce yapılan bir önceki teritoryal seçimler çevresel milliyetçilerin zaferiyle sonuçlanmıştı. Gilles Simeoni’nin liderliğini üstlendiği özerklik yanlısı Femu a Corsica ilk turda oyların yüzde 17,62’sini, Jean Luc Talamoni’nin başkanı olduğu bağımsızlık yanlısı Corsica Libera ise yüzde 7,73’ünü almıştı. İki çevresel milliyetçi parti ikinci tura ittifak halinde, Per a Corsica ismiyle katılmış ve ilk turdaki toplam oylarından yaklaşık 10 puan fazla (yüzde 35,34) alarak 51 üyeli Korsika Meclisi’nde 24 sandalye elde etmişti.

 

Bu sonuç, Korsika tarihinde önemli bir dönüm noktasıydı. Çünkü kolektif kimliği reddeden bir devletle mücadele eden bir siyasi ailenin başarısını simgeliyordu. Per a Corsica’ya seçmenin verdiği büyük destek sadece çevresel milliyetçi fikirlere değil, aynı zamanda siyasi, ekonomik ve kültürel özerkliğe dayalı daha demokratik bir toplum inşasına gösterilen ilgiyi de gösteriyordu.

 

Aslında çevresel milliyetçiliğin Korsika’daki yükselişini Ada seçmeninin Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki tutumu da göstermişti. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ilk turda Korsika’da Fransa genelinde aldığı oyun 5 puan (yüzde 18,5), ikinci turda da 15 puan (51.5) altında kalmıştı. Ardından yapılan genel seçimlerde Macron’un partisi LRM (La République en Marche) Fransa genelinde salt çoğunluğa ulaşırken, Korsika’nın Milli Meclis’teki üç sandalyesini de çevresel milliyetçiler kazanmıştı.

 

Fransız Kamuoyu Enstitüsü IFOB (Institut français d'opinion publique) Direktörü Jérôme Fourquet’ye göre, Fransa genelindeki “eskinin tasfiyesi” (dégagisme) eğilimi Korsika’da Macronizm’in değil, çevresel milliyetçiliğin yükselişine yol açmış bulunuyor. Bunun da teritoryal seçimlerin daha ilk turunda sandığa yansıması kuvvetle muhtemel.

 

1 Ocak’ta yürürlüğe girecek olan yeni sistemde (tek teritoryal topluluk) yönetime sağlanacak yetkilerin ve bütçenin çok daha önemli olacağına işaret eden Fourquet, seçimleri kazananın eskisi gibi iktidarını siyasi aileler arasında paylaşmak zorunda kalmayacağına ve Ada’ya siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan tamamen hâkim olacağına dikkat çekiyor. Seçimlerin favorisi sandığa bir kez daha Per a Corsica ortak listesiyle gitmeyi kararlaştıran çevresel milliyetçiler olduğuna göre, Korsika’da “daha çok özerklik” talebi giderek güçlenecek gibi görünüyor. Le Monde’da geçen hafta Patrick Roger imzasıyla yayımlanan haber analizin “Korsika güçlendirilmiş bir özerkliğin şafağında” (La Corse à l’aube d’une autonomie renforcée) başlığını taşıması bu öngörünün güçlü olduğunu gösteriyor kuşkusuz. 

 

Korsika Katalunya değil

 

İspanya’da Katalunya’nın tek yanlı bağımsızlığının yol açtığı kriz Korsikalı seçmene de yansımış durumda. Per a Corsica ittifakında azınlıkta da olsa bağımsızlıkçıların da olması doğal olarak Katalan sorununu akla getiriyor. Corsica Libera’nın Başkanı Jean Luc Talamoni, “oluşturduğumuz ittifak 3 de 2 özerklik, 3 de 1 bağımsızlık yanlısı ve net bir siyasi sözleşmeye dayanıyor” diyor. Femu Corsica’nın lideri Gilles Simeoni “bağımsızlık gündemde değil” açıklamasını yapıyor. Talamoni bunu doğruluyor ama nüansla: “irademiz daha çok özerkliğe gitme yönünde. Anlaşmamızda on yıl içinde bir bağımsızlık süreci yok”.

 

Kabul etmek gerekir ki programını bağımsızlık üzerine kurgulamış bir siyasi partinin kendi hedefinden vazgeçmesi tutarlılığını ortadan kaldırır. O bakımdan Corsica Libera’nın önce daha çok özerklik elde edilmesi yönünde siyaset yapması ama on yıl sonra bağımsızlık için mücadeleye yönelmesi doğal. İspanya’da özerkliğin Milliyetçi Bask Partisi PNV/EAJ gibi birçok çevresel milliyetçi parti için “ara istasyon” olarak kabul edildiği dikkate alınırsa Corsica Libera’nın da bu yolda yürümesi bana ihtimal dahilinde geliyor. Her ne kadar Korsikalıların çoğunluğu bugün bağımsızlığa ve Cumhuriyet’ten kopmaya sıcak bakmıyorsa da.

 

Gilles Simeoni’nin Çarşamba günü Le Monde’da yayımlanan yazısının başlığında aktarıldığı gibi, Korsika Katalunya değil (Gilles Simeoni: “La Corse n’est pas la Catalogne”) kuşkusuz. (http://abonnes.lemonde.fr/idees/article/2017/11/22/gilles-simeoni-la-corse-n-est-pas-la-catalogne_5218338_3232.html) Ayrıca Fransa da İspanya değil. Ama İspanya’yı ve çevresel milliyetçi hareketlerini yakından izlemiş bir gözlemci olarak, bağımsızlıkçı partilerin zaman içinde özerklik yanlısı değil, özerklik yanlısı partilerin giderek bağımsızlıkçı olduklarını söylemem daha doğru olur. Bugün Belçika’ya kaçmış olan Carles Puigdemont’un partisi Katalunya Avrupa Demokrat Partisi PdeCat’ın (Partit Demòcrata Europeu Català) Katalan özerklik Statüsü ’nün kabulünden 37 yıl sonra yeni bir isimle bağımsızlıkçılığa yönelmesinin bu eğilimi açıkça ortaya koyduğu gibi.    

 

     

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.