Katalan sorunu ve Erdoğan

Katalan sorunu bağlamında bağımsızlıkçıların yaptığı Rajoy-Erdoğan benzetmesinin hiçbir anlamı yok. Yapılması şartsa o benzetme İspanya ile Irak ve Katalunya ile IKBY arasında yapılabilir. Katalan referandumu uluslararası hukuka ve ülke anayasasına aykırılığı bakımından Barzani’nin referandumuna benziyor. İki ülkenin demokrasi düzeyleri farklı olsa da Rajoy’un Katalan referandumuna muhalefeti özünde Irak Başbakanı İbadi’nin İKBY’nin yaptığı halkoylaması ve sonuçlarına karşı çıkışıyla aynı yönde. Dolayısıyla Rajoy’u İbadi ile karşılaştırarak eleştirmek herhalde çok daha uygun olur.

29.09.2017 09:35
Akın-Özçer

akinozcer@outlook.com

 

Bir süredir Katalan sorunu üzerine yazıyorum. Katalan bağımsızlıkçıların uluslararası hukuka, 78 anayasasına ve Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarına aykırı olmasına karşın düzenlemekte ısrar ettiği, Rajoy hükümetinin de elindeki devlet imkânlarıyla engellemeye çalıştığı 1 Ekim referandumu nedeniyle. Bu sorunun ne Türkiye ne de Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir ilintisi var. Ama El País’te Çarşamba günü gazetenin Direktör Yardımcısı Katalan gazeteci Lluís Bassets’in imzasıyla “Erdoğan Katalunya’da, şaka değil” (Erdogan en Cataluña, ni de broma) başlıklı bir yazı yayımladı. Yazının tek cümlelik spotunda “kimileri İspanya ile Türkiye’yi karşılaştırıyorlar zira arzularını gerçekle hep karıştırıyorlar” deniliyor. (https://politica.elpais.com/politica/2017/09/26/aixo_va_de_democracia_blog_contra_l1o/1506445040_328633.html)

 

Aslında bu karşılaştırmayı Katalan özerk hükümeti (Generalitat) Başkanı Carles Puigdemont, bundan aylar önce (27 Mart 2017) Massachusetts Harvard Üniversitesi’ndeki konuşmasında yapmıştı. İspanyol demokrasisinin Erdoğan’ın Türk demokrasisine benzediğini, zira “orduya kendi vatandaşlarına karşı eylem yapma izni verdiğini” söylemişti. Katalan lider, anayasal bağlarını koparmak istediği ülkesini eleştirmek isterken, kanlı bir askeri darbe girişimiyle karşılaşmış dost bir ülkenin yaşadığı gerçeği ters yüz etmekten çekinmemişti. 1981’de darbe girişimine maruz kalmış bir ülkenin siyasetçisinin bu talihsiz sözleri ayrı bir tartışma konusu. (http://www.lavanguardia.com/internacional/20170327/421245260360/puigdemont-harvard-democracia-espanola-turquia.html)

 

Puigdemont o konuşmasında “barışçıl, demokratik ve diyalogdan yana” niteliğini vurguladığı Katalan bağımsızlıkçı hareketinin, “bir zamanlar ABD’nin de yaptığı gibi, sivil hakları için mücadele ettiğini” vurgulamıştı. Bu vurgunun altının özellikle çizilmesi gerekiyor belki ama Generalitat Başkanı’nın konuşmasında dile getirdiği “demokrasi halkın iradesini temel alır, halkın iradesini belirlemenin yolu da uluslararası alanda kabul gören mekanizmalarla halkın önüne sandık koymaktır” yaklaşımı ülkelerin toprak bütünlüğünü bozan, anayasalarına aykırı referandumlara meşruiyet kazandırmaya yetmiyor.

 

Lluís Bassets’in İspanya ile Türkiye’yi karşılaştıranları eleştiren atıfta bulunduğum “Erdoğan Katalunya’da, şaka değil” başlıklı yazısına dönecek olursak, Türkiye açısından bakıldığında tam anlamıyla kaş yapayım derken, göz çıkardığını söylemek mümkün. Yazı “Rajoy’un İspanya’sını Erdoğan’ın Türkiye’si ile karşılaştırmak en hafif tabiriyle abartılı. Talleyrand’ın dediği gibi, abartılan her şey değersizdir” cümleleriyle başlıyor ve şöyle devam ediyor:

 

Brüksel (AB) Komisyonunun basın salonundaki bazı gazeteciler gibi, bunu yapanlar, Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra Erdoğan rejiminde ne kadar insanın tutuklandığını ve memurun işten atıldığını, ne kadarının mahkûm ve sürgün edildiğini bilmiyorlar. Askeri darbeyi yaptığı iddia olunan Gülen Cemaati’ne mensup olmadığı halde bütün muhalefet partilerinden demokrat, laik, Kürt ve solcuların kapatılan gazeteleri, radyoları, televizyon kanalları ile ifade özgürlüğünün nasıl sınırlandığından belki de haberleri yok.

 

Erdoğan Türkiye’si ile Rajoy İspanya’sını karşılaştıranlar arasında üç ayrı kategori var: bunu bilerek ve kötü niyetle İspanyol hükümetine karşı yapan bağımsızlık propagandacıları, bunu Avrupalı gazeteciler gibi sadece bilgisizlikten yapanlar ve nihayet dileklerinin gerçek olması isteyenler, İspanya’nın Erdoğan Türkiye’si olmadığını bilen ama öyle olmasını dileyen ve bunun için çalışanlar”

 

Yazının ana hatlarıyla çevirdiğim bu bölümünde, Katalan referandumuna karşı olan Bassets ve onun gibi düşünenler İspanya ile Türkiye benzetmesine karşı çıkarken Puigdemont’ tan daha iyi bir Türkiye imajı çizmiyor. Konuyu dağıtmamak için yazdıklarını tartışma niyetinde değilim ama birilerini Türkiye hakkında bilgisizlikle suçlayan Bassets’in yazdıklarından ya kendisinin de Türkiye hakkında sağlıklı bilgisi olmadığı ya da bilinçli dezenformasyon yaptığı sonucuna varmak mümkün. Direktör yardımcısı olduğu gazetenin uluslararası medyanın üç dört yıldır Türkiye ile ilgili algı operasyonuna aktif olarak katıldığı dikkate alınırsa, ikinci şık sanki daha ağır basıyor.

 

Kabul etmek gerekir ki Katalan sorunu bağlamında bağımsızlıkçıların yaptığı Rajoy-Erdoğan benzetmesinin hiçbir anlamı yok. Yapılması şartsa o benzetme İspanya ile Irak ve Katalunya ile IKBY arasında yapılabilir. Katalan referandumu uluslararası hukuka ve ülke anayasasına aykırılığı bakımından Barzani’nin referandumuna benziyor. İki ülkenin demokrasi düzeyleri farklı olsa da Rajoy’un Katalan referandumuna muhalefeti özünde Irak Başbakanı İbadi’nin İKBY’nin yaptığı halkoylaması ve sonuçlarına karşı çıkışıyla aynı yönde. Dolayısıyla Rajoy’u İbadi ile karşılaştırarak eleştirmek herhalde çok daha uygun olur.    

 

İspanya’nın birliği ve toprak bütünlüğünden yana olan Bassets ve onun gibi düşünenlerin Katalanların İspanya-Türkiye karşılaştırmasına karşı çıkarken kullandıkları argümanlar da yanlış. Kanlı bir askeri darbeyle mücadele, Puigdemont’un Harvard’da altını çizdiği gibi, “barışçıl, demokratik ve diyalogdan yana” bir ayrılıkçı hareketten elbette farklıdır. Darbede ifade özgürlüğünün sınırlarının ötesine taşan şiddet ve silah faktörü var çünkü.

 

Bassets 1 Ekim’de kaçak sandıklarda oy kullanacak ya da protesto için sokaklara çıkacak bağımsızlıkçılara karşı orantısız güç kullanılmasının İspanyol demokrasisi açısından büyük bir darbe oluşturacağını biliyor. Anayasanın 155. maddesinde öngörülen olağanüstü önlemlere başvurması İspanya’nın demokrasi sınavını başarıyla geçtiği anlamına gelmeyecek. Çünkü 1 Ekim’de referandumun anayasaya aykırılığı değil, sokağa olası müdahaleler demokratik hak ve özgürlükler açısından değerlendirilecek.

 

Bassets bu nedenle İspanya’nın 1 Ekim ve ertesinde, demokrasi özürlü görmekte ısrar ettiği “Erdoğan Türkiye’sine” benzememesini diliyor. Yazısına “aman bu kavgadan bazılarının arzu ettiği Erdoğan Türkiye’si gibi bir İspanya çıkmasın” cümlesiyle son veriyor.  Öyle bir şey olursa -ki umarım olmaz- Bassets’in karşısına Erdoğan Türkiye’si diye aşağıladığı bir ülke değil, ünlü yargıç Baltasar Garzón’un tüm çabalarına karşın siyasetçilerinin  bir türlü yüzleşemediği Franco İspanya’sı çıkar, aman unutmasın.              

Yazarın Tüm Yazıları

Bu yazıya ilk siz yorum yapın.

Yorumlar(0)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.