Başkanlık ve Kürtler (IV)

AK Parti’yi anayasa değişikliği konusunda MHP ile ittifak yapmaya zorlayan, hattâ mecbur bırakan, HDP’nin politikaları oldu. Henüz 7 Haziran 2015 seçim gecesinde, HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş kameraların önüne çıkarak “Biz AK Parti ile içeriden ya da dışarıdan koalisyon yapmayacağız” dedi. O sırada iktidar partisiyle, yani AK Parti ile yürütülen bir barış süreci devam etmekteydi ve henüz buzdolabına kaldırılmamıştı.

28.02.2017 14:10
Abdullah -Kıran

29abdullah@gmail.com

 

Kürtlerin “hayır” cephesinde yer almasını isteyenlerin ileri sürdükleri bir argüman da, “AK Parti’nin Anayasa değişikliğini neden MHP ile gerçekleştirdiği” hususudur.  Bu bakış açısı, orijinali Kürtçe anllatılan şu hikâyeyi aklıma getirdi: Bir ağanın oğlu ile yoksul bir köylünün oğlu çocukluktan beri arkadaştır.  Ancak gel zaman, gör zaman derken, yoksul köylünün çocuğu da bir dönem sonra zenginleşir ve hattâ ağanın oğlundan çok para sahibi olur. Varlığın ve paranın da verdiği özgüvenle, artık eskisi gibi ağanın oğlunu takmaz ve sözünü de esirgemez. Bir gün yine tartıştıklarında, ağanın oğlu kızarak şöyle der: “Ulan senin babanın nefesi açlıktan kokardı. Şimdi sen adam oldun da dilediğin gibi para yiyorsun, bir de üstelik bana karşı mı geliyorsun?” Bunun üzerine köylünün oğlu istifini bozmadan şöyle der: “Ulan tamam da, sanki vardı da babam mı yemedi? Eğer bulsaydı, babam da benim gibi canının istediği şekilde yerdi.

 

AK Parti - MHP ittifakını zorlayan unsur

 

AK Parti’yi anayasa değişikliği konusunda MHP ile ittifak yapmaya zorlayan, hattâ mecbur bırakan, HDP’nin politikaları oldu. Henüz 7 Haziran 2015 seçim gecesinde,  HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş kameraların önüne çıkarak “Biz AK Parti ile içeriden ya da dışarıdan koalisyon yapmayacağız” dedi. 7 Haziran seçimlerinde AK Parti 258, CHP 132, MHP 80, HDP 80 sandalye kazanmıştı. AK Parti tek başına iktidar olamadığı için, ya CHP ve/ya MHP ile koalisyon kuracak, ya da seçimlerin yenilenmesi politikasını gündeme alacaktı. Nitekim AK Parti ikinci seçeneğe yöneldi ve 1 Kasım seçimlerinde 317 milletvekili çıkartarak tekrar tek başına iktidar oldu.

 

Selahattin Demirtaş’ın “Biz AK Parti ile içeriden ya da dışarıdan koalisyon yapmayacağız” dediği 7 Haziran gecesi, Türkiye’de halen iktidar partisiyle, yani AK Parti ile yürütülen bir barış süreci devam etmekteydi ve henüz buzdolabına kaldırılmamıştı. Eğer HDP, barış sürecini binbir zorlukla devam ettiren ve sırf Kürt meselesini çözmeye kalkıyor diye CHP ile MHP tarafından iktidardan düşürülmek istenen AK Parti ile koalisyon kurmak istemiyorduysa, kiminle koalisyon kurabilirdi? Şüphesiz hiç kimseyle. Peki, CHP veya MHP, hiçbir zaman “biz iktidar olsak barış sürecini devam ettireceğiz” dedi mi? Hayır, demedi. HDP  “Biz AK Parti ile içeriden ya da dışarıdan koalisyon yapmayacağız “ dediğinde, iktidarını daha yeni kaybetmiş olan AK Parti, bundan böyle tek başına barış sürecine devam edebilir miydi? Bence çok zordu.  Peki, AK Parti buna rağmen barış sürecini hiç olmazsa legal boyutta HDP ile sürdürmedi mi?  Sürdürdü.  O halde “barış süreci” gibi ağır bir sorumluluk gerektiren bir konuda AK Parti HDP ile “işbirliği” yapacak; buna rağmen HDP barajı aşıp Meclise 80 vekil gönderdiğinde, AK Parti ile koalisyon kurmayı bile konuşmayacak -- bu, ne demekti?

 

HDP’deki eksen kayması

 

Kurulduğu ilk günden itibaren Kürt meselesinin çözümünü siyasi faaliyetinin odak noktası olarak alan HDP, maalesef kısa bir süre sonra tam anlamıyla bir eksen kayması yaşadı. Bu eksen kaymasının ilk belirtileri 10 Haziran 2014 cumhurbaşkanı seçiminde ortaya çıktı. Fakat asıl daha sonra, Türkiye 7 Haziran 2015 seçimlerine koşar adım giderken, artık HDP için Kürt meselesinin çözümü temel öncelik olmaktan çıkmıştı. HDP barış sürecini, Kürt halkının dil ve kimlik haklarını ön plana çıkartıp bu eksende siyaset üreteceğine, parti içindeki Kemalist gergedanların denetimine girerek AK Parti iktidarına, özellikle de cumhurbaşkanının şahsına karşı muhalefet eden bir yapıya dönüştü. “Seni başkan yaptırmayacağız” sözü, bu eksen kaymasının ayyuka çıktığı noktaydı. Bununla dahi hıncını alamayan Kemalist gergedanlar, işi cumhurbaşkanını yargılama, hattâ cumhurbaşkanının diplomasını sorgulamaya kadar götürdüler.  Sanki Kemalist rejimin “sözde vatandaşı” zavallı Kürdün tek derdi, cumhurbaşkanının “başkan” olamamasıymış. Ancak HDP’li Kemalist gergedanları “takdir” etmek gerekir, çünkü çok basit bir politikayla Kürtlerin dil ve kimlik taleplerini bir tarafa bırakıp, onları kendi iktidarlarını yeniden kazanma mücadelesinin yedek gücüne dönüştürmüşlerdi.

 

7 Haziran seçimlerinden sonra, Kürtlerin büyük emekle ve ağır bedeller ödeyerek kazandıkları belediyelerin önüne çukur ve hendek kazan “akıl”,  Kürtlerin sivil ve demokratik siyasetle kırk yılda kazandıklarını kırk günde sıfıra indirdi. Az çok siyaset ilminden anlayıp yüreği yananlar defalarca şu sağduyu çağrısını yaptılar: Yapmayın, 6 milyon seçmeni, 80 milletvekili ve 102 belediyesi olan bir hareket, dünyanın hiçbir yerinde asla şiddete tenezzül etmez. Aklınızı başınıza alın, sadece ‘barış sürecini devam ettirmesi’ hatırına AK Partiye her türlü desteği sunun. Sizi koalisyon ortağı olarak almasa da dışarıdan destek verin.  AK Parti yüzde 35 ile bu ülkede büyük işler yaptı, yüzde 40 ile de yapabilir. Üstelik Kürt meselesi artık nitel bir değişime uğradı. Son yüz yılda ilk defa Kürtler, kendi sorunlarını sivil ve demokratik siyaset ile çözüme kavuşturma imkânı elde etti. Bu şansı heba etmeyin.”

 

Maalesef bu çağrı, HDP’de bir karşılık bulamadı. Mesut Barzani bile Ankara’da kendilerine “yarın Kürt çocuklarının cenazelerini sokaklarda görmek istemiyorum” dediğinde, dönüp kendisine “bu Türkiye’nin iç meselesidir” dediler.  Sonrasını hepimiz biliyoruz; yıkılan kentler, ölen Türk- Kürt çocukları, işsizlik, bölgede dibe vuran ekonomi, evini barkını kaybetmiş yüz binlerce insan. Ne oldu? Neymiş efendim; “biz AK Parti ile içeriden ya da dışarıdan koalisyon yapmayacağız.” AK Partinin artık koalisyon kurmasına da ihtiyaç kalmadı. Ancak anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi için, Meclisteki bir parti ile işbirliği yapması gerekiyordu. Ve AK Parti’nin, falan veya filan ile işbirliği yapmam diye bir tabusu olmadı hiç. Dün HDP il “bu ülkede kan akmasın, analar ağlamasın” diye işbirliği yapan AK Parti, bugün de MHP ile anayasa değişikliği konusunda işbirliği yapıyor. Çünkü siyaset bir sonuç alma sanatıdır. Bugün MHP ile ittifak yapan AK Parti, yarın Kürt meselesinin çözümü için farklı arayışlar içine de girebilir. Eğer HDP 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra tamamen bir eksen kayması yaşamamış olsaydı,  belki bugün AK Parti çok daha demokratik bir anayasa paketi için HDP ile işbirliği yapıyor olacaktı.  Fakat bunun yolunu kapatan HDP oldu.

 

Kürtler bir daha Kemalistlerin trenine binmez

 

Yanlış politika ve hatalı stratejilerle Kürtlerin tüm kazanımlarını heder edip gücünü tüketenler, son olarak anayasa referandumunda da ısrarla Kürtlerin tekrar Kemalist trene binmelerini istiyor. Peki sebep?  Efendim, “parlamenter sistem demokratik imiş, Türkiye’ye otoriter başkanlık geliyormuş.”  Değil otoriter başkanlık; krallık, padişahlık, halifelik, sultanlık da gelse, 94 yıldır Kürt meselesine çözüm getirmeyen parlamenter sistemden daha iyi olacaktır.  Osmanlı halifelik sisteminde, Kürtlerin dili ve kimliği reddedilmedi; en azından II. Mahmut dönemine kadar kendilerine özgü beylikleri ve yönetimleri mevcuttu.  Ancak Cumhuriyet rejimi ve parlamenter sistem Kürdün varlığını inkâr etti. Kemalist trenin Kürtler açısından gideceği yol tedip ve tenkil, inkâr ve imhadır.  Kimse Kürdü hayalî bir demokrasi uğruna bu trene bindirmemelidir. Albert Einstein, “Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek deliliktir” diyordu. Kemalistlerden Kürdün hayrına bir şeyler beklemek aptallıktır.

 

Kürtler meseleye şu açıdan bakmalıdır: Parlamenter sistem mi yoksa başkanlık sistemi mi Kürt sorunu çözmeye daha çok elverişlidir? Denediğimiz parlamenter sistemin çözüm üretemeyeceğini gördük.  Başkanlık sistemi, Kürt sorununda gerçek anlamda muhatap yaratması açısından da her zaman daha çok elverişlidir.

 

Roma’nın ve bütün İlkçağın gelmiş geçmiş en büyük hatibi Marcus Tullius Cicero, “ben kralın uyruklarına karşı duyduğu sevgiden ötürü krallığı, akıl vermedeki bilgeliğinden ötürü aristokrasiyi, özgürlüğünden ötürü de demokrasiyi yeğliyorum” diyordu. Ben de başkanlık sistemini, yerinde yönetime olanak tanıdığı, etnik ve mezhep sorunlarının çözümünde çok daha işlevsel olduğu için yeğliyorum. Sırf iki kelime Kürtçe etti diye Leyla Zana’yı linç etmeye kalkan ve ardından on yıl cezaevinde tutan Meclisten demokrasi de çıkmaz, Kürt meselesi de çözülmez. Kürtlerin Türkiye’deki demokrasi mücadelesine en büyük katkıları, kendi sorunlarına çözüm getirecek politikalar geliştirmeleridir.  Kürt önce kendi varlığını, dil ve kimlik haklarını elde edecek ki Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı sunabilsin.

 

Şimdi Kürtler, tek hecelik bir Kürtçe kelimeye bile tahammül etmeyen CHP’ye mi, yoksa Mesut Barzani’yi karşılama töreninde Ankara ve İstanbul’da Kürdistan bayrağını göndere çeken AK Parti’ye mi güvensin?  26 Şubat 2017’de Başkan Barzani’yi karşılama töreninde Kürdistan bayrağını göndere çeken Türkiye’deki iktidar partisi, bir kez daha tüm dünyadaki 50 milyon Kürdün kalbine dokundu. Bu jestiyle Türkiye, bin yıllık Türk- Kürt kardeşliğini teyit ederken, asla bir İran, Irak veya Suriye olmayacağını da gösterdi.

 

Kürtler 16 Nisan’da Başkanlık için “evet/erê” dediklerinde,  Kürt sorunun çözümü yolunda önemli bir eşiği geride bırakacaklar.

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(5)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

sisyphos28.02.2017 17:08:20
Eline diline kalemine sağlık Çok güzel bir yazı olmuş
m.özdemir2.03.2017 00:18:55
HDP`ye oy vermis birisi olarak yazdiklarinizin hepsine hak veriyorum...Dilimizde tüy bitti HDP yönetimine hatirlatmaktan..Ama nafile...Arkadaslar 6 milyon oyu temsil edecek,büyütecek,degisim siyaseti yapacak düsüncede degiller...Tam da korktugum gibi,secim basarisini heba ettiler Kürkcü ve onun gibi düsünenler...Düsüncelerinin toplumda degil 6 milyon,6 bin kisi karsiligi olmayanlar..tsk
ahmet dönmez2.03.2017 08:33:48
sayın kıran hdp nin kemalist gergedanları kürtleri yem ettiği fikrinize katılıyorum. hdp ve kandilin artık kürt sorununun çözümünde bu son krediden sonra muhataplığını bir kürt olarak bende içime sindiremem.çok büyük günahlar işlediler.ölen çocukların hepsinin vebali onların üstündedir.ancak kürt sorununun çözümü konusunda akp ye bu kadar pervasızca yaltaklanmanız anlaşılır bir şey değil.Kürtlerin eşit özgür vatandaşlık hakları konusunda al birini vur ötekine başkanlıkda gelse nede gelse kürde ancak olsa olsa trt kürdiden ötesini vermezler. kürdüstan bayrağına gelince.Cumhurnaşkanı ile yapılan görüşmede neden yoktu.
Kadi madraglı 2.03.2017 18:15:10
"KEMALİST GERGEDANLAR "kavramını ilk kez duydum. Siyasi literatüre katkinizdan dolayı ayrıca Teşekkürler
Surkentli8.03.2017 02:37:38
Yazilariniz son derece dikkatli bicimde okudum ewt gercekten hak werdigim bi bir cok konuya deginmisiniz bi hayir dusuncesinden beni teredut durumuna dusurdunuz,ama sunu merak ediyorum ki akp- mhp li bi baskanligin kurt sorunu nasil xozecwgini ve akp suanki politikasiyla nasil kurtlerden ewt alabilecegine aklim almiyo kurtlere karsi pratikteki uygulamar malum ortada siyasiler,belediyelr, suriyedeki kurtler adeta bi kurt dusmani politalariyla nasil ikna esecek kurtleri.....