Başkanlık ve Kürtler (II)

Parlamenter sistemin Kürt meselesinin çözümünde kifayetsiz kaldığını çeşitli tecrübelerle gördük ve yaşadık. Çünkü sistem içerisindeki hiçbir parti, sorunu partilerüstü bir yaklaşımla, ülke menfaatleri bağlamında değerlendiremedi. İktidardaki partiler “ben bu meseleyi çözersem iktidarım elden gider mi” hesabını yaparken, muhalefetteki partiler “ben iktidarı Kürt meselesi üzerinden daha ne kadar zayıflatabilirim” politikasını izledi. Hükümetin Meclisin içinden çıktığı parlamenter sistem bu kısır döngüden kurtulamaz.

13.02.2017 09:25
Abdullah -Kıran

29abdullah@gmail.com

 

Bu “evet” veya “hayır” meselesini birileri o kadar abarttı ki, sanki memlekette mükemmel bir şekilde işleyen bir demokrasi varmış da, “evet” dediğimizde tamamen elden gidecekmiş. Sanki demokrasimizde milletvekili adaylarını, hattâ parti politikalarını bile parti başkanları belirlemiyormuş da, “evet” dediğimizde o hak elden gidecekmiş. Sanki yasama, yürütme ve yargı erkleri gerçek anlamda bağımsız imişler de, “evet” dediğimizde tek kişide toplanacakmış. Sanki OHAL ve KHK’ler parlamenter sistemde yokmuş da, “evet” dediğimizde hep devam edeceklermiş. Sanki eksiksiz bir şekilde işleyen bir denetleme sistemine sahipmişiz de, “evet” dediğimizde yokolacakmış. Sanki parlamenter sistemde devlet memurlarının işten çıkarılması hiç yokmuş da, “evet” dediğimizde başlayacakmış. Sanki sendika, parti ve vakıfların kapatılmasına hiç tanıklık etmemişiz de,  “evet” dediğimizde bunlar da gündeme gelecekmiş.  Sanki seçilmiş bir belediye başkanının görevden alınması ve yerine kayyum atanması, parlamenter sistemde yokmuş da ancak başkanlıkla olabiliyormuş.

 

 Sözün kısası, sanki özgürce örgütlenmenin, toplantı ve gösteri yapmanın, topluca hak aramanın  yegâne yolu parlamenter sistemmiş. Sanki devletin hiçbir neden göstermeden istediği gazeteye el koyması ve gazetecileri tutuklaması başkanlık sistemine özgü bir durummuş. Sanki ülkede şoven milliyetçiliğin ve ırkçılığın yükselerek yaygınlaşması ve iç barışın ebediyen son bulmasının tek nedeni de başkanlıkmış… Sanki CHP parlamenter sistemde HDP’li vekilleri cezaevine göndermemiş ve yurt dışına asker göndermeye de karşı çıkmış!

 

Bazılarımız “evet” işini o kadar abarttı ki,  TİP eski milletvekillerinden Tarık Ziya Ekinci ağabeyimiz evet demek “tarihin gidişatını tersine çevirmektir” bile dedi. Bir Türk aydının meseleyi ideolojik eksende ele almasını anlarım; ancak resmi anlamda kimliği bile tanınmamış bir Kürdün Kemalist argümanlarla “hayır”cı kesilmesini anlayabilmiş değilim.

 

Hükümet sistemi ve demokrasi

 

Meseleyi bu eksende tartışmak, işin iç yüzünü bilmemek, özünden haberdar olmamak anlamına gelir. Bu toptancı anlayış, demokrasiyi ülkenin hükümet sisteminde arıyor.  Oysa bir ülkenin demokrasiye sahip olması, demokrasi ile yönetilmesi parlamenter veya başkanlık sistemiyle alâkalı değildir. Şimdi Fransa’da başkanlık var diye, Fransa’da demokrasi yok mu diyeceğiz. Aristo mantığı bile bu yaklaşım tarzından çok daha ileri ve açıklayıcıdır.

 

İnatla, körü körüne parlamenter sistemi savunacağımıza, neden bu ülkenin en canalıcı sorunlarına parlamenter sistem içinde çözüm üretmediğimizi; neden 94 yılda demokrasiyi kuramadığımızı konuşalım. Neden Kürt sorunu her gün can alıyor, neden Alevi meselesi var? Hani biz laik bir ülkeydik! Haydi diyelim Kürt meselesi etnik bir sorun ve kökleri Osmanlı dönemine kadar uzanıyor;  peki o kadar güvendiğimiz laik sistem neden Alevi meselesini çözemedi? Neden AK Parti iktidarından önce, bu ülkede Hıristiyanların kiliselerini tamir etmelerine bile müsaade edilmedi? Yoksa Türkiye laik bir ülke değil mi? Bana kalırsa “laik”liğimiz kâğıt üstünde idi.  Çünkü laiklik ve demokrasi birbirlerini tamamlayan olgulardır. Demokrasi olmadan laiklik olmaz.

 

O zaman bir demokrasi sorunumuz mu var diyeceğiz? Evet, bir demokrasi sorunumuz var. Peki, bu demokrasi sorununu nasıl çözebiliriz? Bana göre Kürt sorununu çözmeden demokrasi sorunu çözülemez. Parlamenter sistem sorunu çözmede yetersiz kaldı. Şimdi cumhuriyet, demokrasi ve laiklik elden gidiyor diyenlere şu soruyu sormak istiyorum: M. Kemal Atatürk cumhuriyetin ilanını, laikliğin inşasını, şapka devrimini, harf inkılâbını Meclisin inisiyatifine bırakmış olsaydı, bunların hiç biri olur muydu? Bence olmazdı. Mustafa Kemal Kürtlere özerklik sözü vermişti. Eğer yerine getirmek isteseydi, kimse engelleyebilir miydi? Bütün bu işleri Mustafa Kemal’in tek başına yaptığını kabul ettiğimiz için, adlandırırken bile Kemalist devrimler veya Atatürk devrimleri diyoruz.

 

“Evet” veya “hayır” Kürt meselesini nasıl etkiler?

 

Kürtler açısından “evet” veya  “hayır” nasıl sonuçlar doğurur?  Meseleye  “hayır” penceresinden bakanların öne sürdüğü şöyle bir argüman var: “Eğer Kürtler  ‘evet’ derse, o zaman iktidarın barış süreci sonrasında izlemiş olduğu Kürt politikasını onaylamış olurlar. Bu da artık Kürt meselesi bitmiş demektir. Anadilde eğitim, Kürtçenin resmi dil [iki resmi dilden biri] olarak kabul edilmesi, Kürt illerini seçimle iş başına gelmiş Kürt valilerin yönetmesi ve Kürt kimliğinin yasal güvence altına alınması gibi talepler bundan böyle söz konusu olamaz. Zaten Kürtler referanduma ‘evet’ demekle iktidarın şu anda izlemiş olduğu politikayı da teyit etmiş oldular.”

 

Kürtlerin dil ve kimlik haklarından, hattâ yerelde kendilerini yönetme hakkından vazgeçmiş olduğu varsayımı, tarihin ve siyasetin doğasına aykırı bir durumdur. Kürtler henüz 1970’lerde bile Diyarbakır, Batman, Ağrı ve Bingöl belediye başkanlıklarını kazanıp yönetiyordu.  Birileri hendek ve barikat siyasetiyle sivil ve demokratik mücadelenin canına okuyup Kürtleri legal siyaset alanın dışına itmeseydi, o zaman Kürtler referandum konusunu, reel politikanın da gereklerini göz önünde bulundurarak çok daha olgun bir şekilde tartışabilirdi. 

 

Bugün “evet” veya  “hayır”  konusunu tartışırken, Kürt meselesi açısından şu perspektifi göz önünde bulundurmalıyız:  Acaba parlamenter sistem mi, yoksa başkanlık sistemi mi Kürt sorununun çözümünü kolaylaştırır? Yapmamız gereken, konuyu şahıslara ve/ya bir partiye indirgemeden, bu eksende değerlendirmektir.  Parlamenter sistemin Kürt meselesinin çözümünde kifayetsiz kaldığını çeşitli tecrübelerle gördük ve yaşadık.  Çünkü sistem içerisindeki hiçbir parti, sorunu partilerüstü bir yaklaşımla, ülke menfaatleri bağlamında değerlendiremedi. Neredeyse her parti, Kürt meselesinin çözümünü kendi iktidarı (veya iktidarının geleceği) çerçevesinde ele aldıİktidardaki partiler “ben bu meseleyi çözersem iktidarım elden gider mi” hesabını yapmak durumunda kalırken, muhalefetteki partiler “ben iktidarı Kürt meselesi üzerinden daha ne kadar zayıflatabilirim” politikasını izledi. İktidarın, hükümetin Meclisin içinden çıktığı parlamenter sistem bu kısır döngüden kurtulamaz. Bu kısır çark, iktidarıyla ve muhalefetiyle dönüp dolaşıp milliyetçilik ipine, daha çok Türk milliyetçiliği ipine sarılır.

 

Oysa başkanlık sisteminde, bir partinin Kürt meselesini milliyetçilik kartı üzerinden diğerine karşı kullanma kozu öyle eskisi gibi  “para” etmeyecek.  Yürütme Meclisten çıkmadığı için, Meclisin elinde “güvenoyu” denilen bir kart da olmayacak. Asıl o zaman Meclis gerçek anlamda yasama görevini yerine getirebilecek ve yürütme de, Meclisin baskısından bağımsız bir şekilde sorunlarla yüzleşebilecek.

 

“Hayır” cephesinin öne sürdüğü diğer bir konu da, “yürütmenin aşırı bir şekilde güçlenmesi, giderek tek kişinin yönetiminin ortaya çıkması ve demokrasiden uzaklaşma tehlikesi”dir. Bu anayasa değişikliğinin çok güçlü bir yürütme ortaya çıkardığını kabul ediyorum. Bana kalırsa tüm başkanlık sistemleri, özü itibarıyla iktidarın kalıtsal olarak (miras yoluyla) el değiştirmediği, ancak yürütmenin seçim yoluyla ortaya çıktığı anayasal krallıklara benzerler.  Yani tüm başkanlıklarda güçlü bir yürütme esastır.  Ne var ki Kürt meselesi de ancak güçlü ve kararlı bir iktidar ile çözülebilir. Çünkü ben Kürt meselesi çözülmeden Türkiye’ye gerçek anlamda demokrasinin gelebileceğine inanmıyorum.  Güçlü bir yürütme ortaya çıkmadan, Kürt meselesi gibi şiddet üretebilen kronik sorunlar çözüme kavuşturulamaz.  Ancak tam yetkili ve iktidardan düşürülme kaygısı olmayan bir başkan, meselenin çözümüne odaklanır ve çözüm üretir.  Meclisin “Demokles’in kılıcı” gibi başında sallandığı zayıf bir yürütme, Kürt meselesini çözemez. 

 

Yine “hayır” cephesinin Kürt meselesi bağlamında ısrarla öne sürdüğü diğer bir iddia da,  “tüm yetkileri elinde toplayacak bir başkanın, Kürt meselesinin çözümünde tamamen şiddet alternatifine yönelmesi” olasılığıdır. Bir kere Türkiye’de her güçsüz iktidar, gücünü tahkim etmek amacıyla önce milliyetçiliğe oynar ve bu noktada, özellikle de Kürt meselesinin şiddet yoluyla çözülmesi bağlamında, parlamenter sistem içinde Meclisteki tüm partilerin desteğini alır. Bunun en somut örneği, CHP’nin HDP’li vekilleri cezaevine göndermesi ve yurt dışına asker gönderme tezkeresini onaylamasıdır. Diyelim ki referandumda başkanlık sistemi onaylanmadı ve halk “hayır” dedi; işte asıl o zaman AK Parti, kendi iktidarını pekiştirme bağlamında, daha çok milliyetçiğe sarılabilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deyimiyle “buzdolabındaki” barış süreci, dolaptan çıkarılmaz ve Kürt meselesinde “askeri çözüm”  seçeneği tam gaz devam eder. Böyle bir durumda CHP de, her zaman yaptığı gibi, iktidarı tereddütsüz destekler.  Yani matematiksel ihtimal olarak Kürt sorununu şiddet yoluyla çözme alternatifi parlamenter sistemde yüzde yüz iken, başkanlıkta yüzde elliye iner.

 

Kürtlerin “evet” veya  “hayır”  konusunda Türkiye demokrasisine en büyük katkıları, Kürt meselesinin çözümüne en yatkın olan hükümet sistemini tercih etmelerinde düğümlenir.  Bu da hiç kuşku yok ki başkanlık sistemidir. Kürtler, Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye demokrasisinin geleceği için referandumda “evet” demelidir.

 

 

Yazarın Tüm Yazıları

Yorumlar(5)

Yorumlarınızı kendi özgün iradenizle yayınlamakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üslenmektesiniz. Yorum yaparak Toplum Kuralları ve Kullanım Koşulları'nı kabul etmiş sayılırsınız.

sönmez13.02.2017 11:48:28
Sayın Kıran Parlamenter sistem çoğu zaman tıkayıcı olabiliyor bu konuda haklısınız.Ancak başkanlık benzeri ! sistemin kontrolsüz ve denetimsiz olma durumuna karşı geliyor hayırcı kesimin çoğunluğu. yeni bir sisteme sistem tarafından çiğnenmiş kesim ( %95''e takabül ediyor) dünden evet diyor. Ancak denetim ve kontrolün daha düzgün olduğu bir sisteme.
Ro$ev Sîtav13.02.2017 14:52:12
`..İnatla, körü körüne parlamenter sistemi savunacağımıza, neden bu ülkenin en canalıcı sorunlarına parlamenter sistem içinde çözüm üretmediğimizi; neden 94 yılda demokrasiyi kuramadığımızı konuşalım. Neden Kürt sorunu her gün can alıyor, neden Alevi meselesi var? Hani biz laik.. bir ülkeydik..` (nokta)
muzotahir@hotmail.com13.02.2017 22:38:54
Anayasa değişikliği konusunda okuduğum okuduğum en mükemmel, en anlaşılır makale...
Selam Akgül13.02.2017 22:41:21
Teşekkür sayın hocam eline yüreğine sağlık.cesaret ve umut verici bir yazı kaleme aldınız.çok beğendim.kürt halkının sesini duyurmayayönelik köşe yazınızı destekliyorum.
Kadi madraglı 19.02.2017 23:19:27
Umarım Kürtler bu çağrıya kulak verir de makus talihlerini değiştirirler