Kim ne demişti ne yapmıştı/ Silâhlı ilçe merkezi işgallerini (2) bazı sol aydınlar nasıl savunuyor?
23.12.2015

Bu derlemenin hazırlanmasındaki değerli katkıları için, Boğaziçi Küresel İlişkiler Merkezi’ne (Bosphorus Center for Global Affairs) teşekkür ederiz. – Serbestiyet Yayın Kurulu.

 

CEPHEDEN, TOPYEKÛN DESTEKLEYENLER

-- HENDEKLERİN ARKASINDA ÖZGÜRLÜK VAR;

HENDEKLER YENİ BİR COĞRAFYA YARATIYOR

 

Nazan Üstündağ: Kürdistan coğrafyası, Irak coğrafyasına benziyor. Tümden değişiyor. Diyarbakır’ın içinden Sur, Silvan, Mardin’den Nusaybin, Derik fırlıyor. Şehrin tamamını tanktan, mobeseden, gizli kameralardan, uzun namlulu silahlardan, sıcağa duyarlı heronlardan izleyen gözlerden kaçan, hendeklerin arkasında özgürlük bulan esnek bedenler, yeni bir coğrafya yaratıyor. Herşeyi hedef halinde gören, her yerden kendine gelecek bir kurşun olacağını hayal eden özel timler, polisler, Irak'taki Amerikan askerlerini hatırlatıyorlar. (T24, 4 Aralık 2015)

 

KÜRTLERİN TARİHSEL MAĞDURİYETİ

HERŞEYİ AÇIKLAR VE AFFETTİRİR

 

Hasan Cemal: Nusaybin’de özyönetim ilanından dolayı görevinden alınan, hapis yatan Nusaybin Belediyesi Eş Başkanı Sara Hanım ya da Sara Başkan. Özyönetimi ilk ilan eden DBP’li belediye Nusaybin olmuş, üstelik Kandil’in açıklamasından da önce. KCK’nın özyönetim açıklaması 13 Ağustos, Nusaybin’inki 9 Ağustos. Bu yüzden Sara Başkan, önce Mardin Cezaevi’nde, sonra da Ankara Sincan Kapalı Cezaevi’nde 2,5 ay hapis yatmış... Sara Hanım eski bir belediye çalışanı. Kocası doktor, dahiliye uzmanı. İki kızı var, 11-12 yaşında; iki de ikiz oğlu, 8 yaşında. “Dün gece 8 yaşındaki erkek oğlum silah seslerinden uyandı, tir tir titriyor. Koynuma aldım, bir daha uyuyamadı sabaha kadar” diye anlatıyor, “Bu işkencedir. Kendi toprağımızda büyük bir işkence. Bu savaşın en büyük mağdurları çocuklar...” (T24, 2 Aralık 2015)

 

Hasan Cemal: Diyarbakır-Suriçi’yle Nusaybin’den sonra bu defa da Cizre’nin sokaklarında yürüyoruz. Beni bir “barikat”a götürüyor. Bir yandan da bana özyönetim ile savunma gücü nedir anlatıyor: “Bu devletten hayır yok Kürtlere. Artık kendi kendimizi yönetmek istiyoruz. Bunu yaparken de bize savunma  lazım.  Bu da YDG-H’nin işi...” YDG-H’nin açılmış hali: Yurtsever Devrimci Gençlik-Hareketi. PKK bağlantılı ve silahlı bir hareket. Soruyorum: “Bu iş böyle nereye kadar gider?..” Yanıt kısa: “Valla nereye kadar giderse, oraya kadar... Geriye dönüşümüz yok artık.”(T24, 3 Aralık 2015; hendek önünde poz verdiği yazısından; yazının başlığı Cizre’de barikat sohbeti: Hepsi acıların çocukları…)

Celal Başlangıç: Bölgede bugün yaşananları anlamak için “Ama hendek,”, “Ama barikat” demeden önce bilinmesi gereken bir gerçek var. Hendekleri kazan, barikatları ören, başında nöbet bekleyen gençler işte bu köyleri boşaltılanların, babaları, dayıları, amcaları, ağabeyleri faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin ya da gözaltında kaybedilenlerin çocukları, torunları, yeğenleri, kuzenleri... (Haberdar, 11 Aralık 2015)

 

PKK, KÜRT GENÇLİĞİNİ

ZİNHAR KRİMİNALİZE ETMİYOR

 

Nurcan Baysal: Özellikle son günlerde YDG-H’ın bir uyuşturucu ticareti içinde olduğuna dair yazılanları ise üzülerek okudum. Bir halkın, bölgenin gerçekliğinin bu kadar rahat çarpıtılması insanın içini acıttığı gibi öfkelendiriyor da… (T24, 25 Ekim 2015)

 

HENDEĞİ ANLAMAK VE NEDENLERİNİ ORTADAN KALDIRMAK VARKEN,

DEVLET NEDEN HENDEK KAZANLARLA TARTIŞACAĞINA SALDIRIYOR?

 

Nurcan Baysal: [Seçimden bir gün sonra Diyarbakır’da soruyor ve seçmece aktarıyor] Özyönetim ilanı da yanlıştı? Yanlıştı tabi ama karşılığı bu mudur? Yüzlerce insanı katlettiler. Başka bir şekilde bu konuyu devlet istese oturup tartışabilir. (T24, 2 Kasım 2015)

Nurcan Baysal: [Operasyonlara gerekçe gösterilen hendeklerin bazı yerlerde iki yıldır olduğunu kaydeden Baysal, bu konuda şu görüşü dile getirdi] Hendek kazmanın karşılığı insanları katletmek olamaz. Devletin hendeğin kazılma gerekçelerini ortadan kaldırması gerekirken, tam tersine devlet şiddeti tırmandırmayı seçiyor. Bunu yaparken suçlu suçsuz ayrımı da yapmıyor. Mahallelerde YDG-H’li gençler var (Zaman’da çıkan röportajı, 9 Kasım 2015).

Selâhattin Demirtaş: Başbakan “Hendek açanları o hendeklere gömeceğiz” yerine “O hendeklerin nedenini dinlemek istiyoruz” dese çok daha yararlı olur. (tweet, HDP Genel Merkezi, 30 Kasım 2015)

 

Nurcan Baysal: Hendek gerçekten derdinizse, neden gelip hendeğin arkasını görmüyorsunuz, neden hendeği oluşturan nedenlerle mücadele etmiyorsunuz? (T24, 4 Aralık 2015)

 

Selami Gürel: Devletin, iktidarların birikmiş toplumsal sorunları “kendi bildiği gibi” çözmeye çalıştığı anlarda, eğer siz, o toplumsal sorunların köklerini unutur, bugüne odaklanıp denge bulmaya, hattâ iktidarların politikalarını “anlamaya” çalışırsanız, tarihe karşı insani, vicdani sorumluluğunuzu da unutursunuz.  (Serbestiyet, 16 Aralık 2015)

 

Fehim Işık: Hendekler kapatılacaksa, silahlı direniş son bulacaksa buna karar verecek olan PKK’nin kendisidir. PKK de bu kararı verirken devletin, hükümetin, AKP’nin, Erdoğan’ın tutumuna bakacak. (Evrensel, 2 Aralık 2015)

 

ASLINDA HEP SALDIRAN DEVLET, ÜSTELİK

KÜRT HALKINA SALDIRIYOR; HENDEKLER BAHANE

 

Oya Baydar: Güneydoğu’da Kürt hareketinin yoğun ve güçlü olduğu bölgelerde devletin/iktidarın görünürde Kürt silahlı hareketine, fiilen Kürt halkına karşı yürüttüğü savaş, kadim egemen Türk milliyetçiliğinin ve devlet ideolojisinin gözlükleriyle Batı’dan bakıldığında bir sürü “ama” ile gerekçelendirilebiliyor: “Ama PKK devletle çatışıyor, ama o bölgelere, o mahallelere devletin güvenlik güçlerinin girmesi barikatlarla, hendeklerle, silahla engelleniyor, ama onlar da bizim askerimizi, polisimizi şehit ediyorlar, ama vatanı bölmek istiyorlar”, vb., vb. (T24, 8 Aralık 2015)

 

PKK BAŞLATMADI; DEVLET ZATEN BAŞLATMIŞTI

 

Nurcan Baysal: Bölgede çözüm sürecinin bir yere varmayacağına ilişkin genel bir kanı zaten vardı. Barış süreci başlatıldıktan hemen sonra, 2013 Mayıs’ında bölgede yapımına başlanan karakol ve kalekollar ile yeni korucu alımları, sürece güvensizliği baştan oluşturmuştu. (T24, 30 Temmuz)

 

BÜTÜN KABAHAT ERDOĞAN’IN;

SAVAŞI DA O ÇIKARDI;

SURUÇ VE ANKARA DA ONUN İŞİ;

TÜRKİYE’Yİ TEKRAR 1990’LARA GÖTÜRÜYOR

 

Hasan Cemal: Anlaşılan o ki, Saray’daki Sultan’ın pes etmesi zaman alacak ve sancılı olacak. Bugün Türkiye’de bir numaralı sorun Erdoğan’dır. (T24, 30 Ekim 2015)

Hasan Cemal: 7 Haziran sonrası barış değil savaş düğmesine basmış olman unutulacak mı? Hayır. Yüzde 49 aldın diye... Roboski, Kobani unutulacak mı, Suruç ve Ankara katliamları unutulacak mı? Hayır. Yüzde 49 aldın diye... Roboski’nin üstünü örtmen, bu devlet katliamı konusunda bir özürü bile esirgemiş olman ve Kobani’deki duyarsızlığın unutulacak mı? Hayır. (T24, 2 Kasım 2015)

 

Hasan Cemal: PKK’ya karşı topyekûn mücadele... PKK’ya karşı topyekûn savaş... Faili meçhul cinayetler... 1990’lar böyle yaşandı, kan ve gözyaşıyla. Ama şimdi, ne yazık ki, 1990’ların o korkunç dönemine, kanlı kısır döngüsüne yeniden geri dönüyoruz. Erdoğan’ın PKK’ya karşı bugün seçmiş olduğu topyekûn savaş stratejisi Türkiye’de kan gölünü büyütür o kadar. Barış iyice güme gider. (T24, 10 Kasım 2015)

 

Hasan Cemal: Meselenin çözümünü ise yalnızca PKK’nın dağdan inmesine, silah bırakmasına bağladı. Erdoğan, sadece kendi koltuğunu, sadece kendi tek adamlığını, sadece kendi alacağı oyu düşündüğü için de seçim öncesi Dolmabahçe’de “masa”yı devirdi. “Kürt sorunu da yok!” diyerek 7 Haziran sonrası şiddet ve savaş düğmesine bastı.Bu seçim stratejisi 1 Kasım’da Erdoğan’a 9 puan oy getirdi, 7 Haziran’da kaybettiğini geri aldı. (T24, 5 Aralık 2015)

 

Hasan Cemal: Demokrasi ve hukuk devletini boşlayan bir tek adam yönetimiyle Türkiye’nin dış politikadaki çıkmazları derinleşiyor. Kendi Kürtleriyle barış yapamayan bir Türkiye’nin bölge Kürtleriyle, özellikle Suriye Kürtleriyle de arası açılıyor. Ankara’nın PKK’yı, PYD’yi, IŞİD’i aynı terör örgütü kabına koyan yanlış duruşu, Türkiye’nin hem içerideki, hem dışarıdaki güçlüklerini büyütüyor. (T24, 10 Aralık 2015)

 

KÜRT HALKININ HAKLI ÖFKESİ

(BİR PKK SLOGANLARI RESMİGEÇİDİ)

 

Hasan Cemal: İnsan Hakları Parkı. Tam orta yerinde, İnsan Hakları Anıtı. Gövdesine İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kazınmış. “Baba... Baba...” çığlığıyla birlikte geliyor cenaze. Gözlerim doluyor. Sloganlar patlıyor: “PKK intikam, PKK intikam!” “Katil Erdoğan!” “Kürdistan faşizme mezar olacak!” Ellerde PKK bayrakları, Öcalan posterleri dalgalanıyor. Dikkat ediyorum, daha tüyü çıkmamış çocuklar PKK sloganları atıyor. PKK bayrakları, Apo posterleri. “Biji serok Apo”, yani Türkçesiyle “Yaşasın Başkan Apo!” bağırışları... Kulağıma en çok çalınan sloganlar: “Katil devlet hesap verecek!” “PKK intikam, PKK intikam!” Büyük, dikdörtgen bir bezin üzerine Türkçe, Kürtçe “Yaşamak direnmektir!” diye yazmışlar, onun arkasında hızlı hızlı yürüyorlar. Genç kızlar zılgıtlar eşliğinde yürürken, genç erkekler hep birlikte slogan atıyor: “Kürdistan faşizme mezar olacak.” Erkeklerin bir sloganı daha var: “Gençlik, Apo’nun fedaisi!” (T24, 29 Kasım 2015)

 

HENDEKLER SAVUNMA AMAÇLI;

BAŞKA ÇARE YOK

 

Nurcan Baysal: Hiç kimse “kardeşim bir dakika, şu an Yüksekova’da devlet halkı tarıyor” demiyor. Devlet buyken, halkın her gün karşı karşıya kaldığı zulüm ortadayken, sonra da bu halk niye kendini korumak istiyor, neden öz yönetim istiyor diye suçlanıyor. (T24, 27 Ağustos 2015)

Nurcan Baysal: […] Kürt, devlet şiddetinin gelebileceği boyutu geçmiş tecrübeleri ile iyi biliyor, Kürt zaten devlet şiddeti ile yoğrulmuş bir hafızayı taşıyor. Kürt bu şiddeti tanıyor, bu şiddetin ne kadar büyük olabileceğini biliyor ve artık bu şiddete karşı ne yapacağını bilemediği noktada, bu şiddetten korunmak için kendini savunmaya başlıyor, hendeği kazıyor. Hendeğin arkasında kendisine güvenli bir alan yaratmaya çalışıyor. […] Devlet üstüne tankıyla, topuyla, keskin nişancısıyla, İŞİD’çilere benzer Esedullah Timi gibi yapılarıyla gelirken, Kürt gençlerin “buyurun kardeş, sağ taraftan” demesini mi bekliyoruz? (T24, 4 Aralık 2015)

 

ÖRGÜT DEĞİL HALK, YA DA ÖRGÜT EŞİTTİR HALK

 

Celal Başlangıç: Sonuç olarak hendeklerin, barikatların arkasında sadece "etkisiz hale getirilecek üç beş terörist" değil, halk var. (Haberdar, 8 Aralık 2015).

 

MÜDAHALE EŞİTTİR ZULÜM VE KATLİAM

 

Ahmet İnsel: Devrimci halk savaşı stratejisi yürütüldüğü her vesileyle dile getiriliyor. Devlet de buna savaş mantığı içinde yanıt veriyor. Silvan, Cizre, Nusaybin savaş sonrası kent görünümündeler. Bu kentlerde halk günlerce ve aralıksız sokağa çıkma yasağına mahkûm ediliyor. Siviller ölüyor. Devlet görevlileri bu maktullerin hepsini çatışmada ölen PKK’li olarak göstermeye çalışsa da gerçeğin üstünü örtemiyorlar. Bir cesedi polis aracının arkasına bağlayarak sürüklemekle sınırlı kalmayan, hem iç hukukta hem de uluslararası ceza hukukunda insanlığa karşı suç kapsamına giren suçlar işleniyor. (Cumhuriyet, 8 Ekim 2015)

Nurcan Baysal: Düşünün..Bu tanklardan, zırhlı araçlardan, hatta helikopterlerden silahlar rastgele sıkılıyor, evlerinize bombalar atılıyor,  evleriniz yanmaya başlıyor! (T24, 10 Kasım 2015).

Nurcan Baysal: Son altı aydır bölgede zulüm bitmiyor. İnsan hakları askıya alınmış durumda. Hukuksuzca sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor, yüz binlerce insan haftalarca aç, susuz bırakılıyor. Keskin nişancılar hareket eden her canlıya sıkıyor. 100 bin nüfuslu ilçeler ablukaya alınıp devlet tarafından havadan bombalanıyor. İnsanlar sevdiklerini gömemiyor. Damda kuş beslemeye çıkan, kapısının önünde oturan insanlar katlediliyor. (T24, 4 Aralık 2015)

 

 

TEK MUHATAP DEVLET; PKK’YA ZATEN LAF GEÇİREMEYİZ;

ONUN İÇİN BOŞVERİN PKK’YI ELEŞTİRMEYİ; BİZ SADECE

DEVLETİ ELEŞTİRMEYE VE DEVLETTEN İSTEMEYE MECBURUZ

 

Ümit Kıvanç: Velhâsıl PKK önderliğine sorulacak bin türlü soru var, buraya sıkıştıramayız. Lâkin, akıl-mantık-muhakemenin sadece gizli saklı özel dükkânlarda eser miktarda bulunduğu memleketimizde maalesef hatırlatmak gerekiyor ki, bizler, sıradan insanlar, PKK önderliğini seçmiyoruz. Onlar bizim yöneticilerimiz değil. Onlara laf geçirmemiz mümkün mü? Hayır. Buna karşılık, devletin, hükümetin, partilerin yapıp ettiklerini etkileme şansımız var. Olmalı. Yoksa da yaratmalıyız. (Ufkumuz, 20 Ağustos 2015)